Keşke'lerden bir yaprak...
Eski defterleri karıştırırken bir kenara iliştirdiğim bir yazıyla karşılaştım
"Keşke elimde olsa da herkesin hafızasından silsem kendimi, sonra kendimi de silsem; böyle hiç var olmamış gibi… Gökyüzünde bir yıldız bile olmayayım, hiçbir canlılık emaresi taşımadan. Ölüm de olmasa, yaşamak da. Şu insanlıktan kurtulsam… Çünkü ben, yanlış anlamaları sırtımdan taşımaktan çok yoruldum." demişim özensiz derme çatma bir yazıyla. O masum, mahzun, garip yazılara bakarken eski benliğimin çektiği ızdırabı derinden anımsadım. O satırları yazan halim çok susmuş, çok yorulmuş, çok birikmişti. Belki de o zamanlar kelimeler bile yetersizdi, yalnızlığın içinde yuvarlanan bir toz böceği gibiydim. Dünyadaki en anlaşılmaz kişi olduğumu düşünürdüm. Hatta bazen bu halde oturur içinde adını koyamadığım hüzün duygusunun boğazımı sıktığını hissederdim.
Birgün yine kafamdakileri susturmak için elime aldığım kitabın satırlarında bir halle tanıştım "kabz hali"
Kabz; insanın içine çöken, tarif edemediği bir sıkışıklık, bir daralma hâliymiş. Sebepsiz gibi görünen ama aslında ruhun derinlerinden gelen bir sessizlik çukuru... Ne mutlusun ne de açıkça mutsuz; ama içten içe daralıyorsun. Ne konuşmak istiyorsun ne de susmak. Sadece sıkılıyorsun. Kendinden, hayattan, insanlardan… Belki de her şeyden.
Okudukça anladım ki bu hâl, ruhun kendi iç yolculuğunda geçtiği doğal duraklardan biriymiş. Yani hastalık değilmiş, bozulmuşluk değilmiş, eksiklik hiç değilmiş. Bilakis, içten bir uyanışın eşiğiymiş. Ruh, bazen kabz hâline düşerek aslında yeniden şekillenmek istermiş. O yüzden insanın en çok daraldığı yerde, aslında kendine en yakın olduğu bir kapı aralanırmış.
Kabz, geçiciymiş. Ve ardından "bast" gelirmiş. Yani genişleme. Ruhun yeniden nefes alması, içten içe açılması…
Bast; ruhun genişlemesi, içe çöken karanlığın yerini hafif bir aydınlığa bırakmasıymış. Bazen fark edilmez, bazen de sessizce gelir. Kalbindeki taşlar birer birer hafifler, boğazındaki düğüm çözülür, derin bir nefes gibi dolar içine. Belki sebep hâlâ yoktur, hâlâ aynı hayatı yaşıyorsundur ama sen değişmişsindir. İçin ferahlar, gönlün biraz açılır, anlamlar yeniden yerini bulur.
Bast hâli, bir lütuf gibidir. Ama sadece keyifli bir ruh hâli değil; bir rahatlama, bir toparlanma, bir yeniden yön bulma hâlidir. Kabz'da içe dönen ruh, bast'ta dünyaya yeniden açılır. Sanki yaşamak yeniden mümkünmüş gibi hissedersin. O çok ağır gelen günler bile artık taşınabilir gelir. Ve bu da sana, o karanlığın içinde aslında yalnız olmadığını fısıldar.
İnsan, bu iki hâl arasındadır. Tıpkı geceyle gündüz, yazla kış gibi. Kabz seni derinleştirir, bast ise seni yükseltir. Ruhun nefes alıp vermesi gibi. Her kabz hâliyle biraz daha olgunlaşır, her bast hâliyle biraz daha umutlanırsın.
Yorumlar
Yorum Gönder