Kontrol Etme İhtiyacım
Hayatımın bazı dönemlerinde çok daha uyumlu, sabırlı, hatta dışarıdan bakıldığında anlaşılmasa da içimde yeşeren “olgun” bir halim vardı. Özellikle gençlik yıllarımda olaylara dışarıdan bakabilir, insanların davranışlarını anlamaya çalışır, kırılmadan sabredebilirdim. Takmamayı gamsızlığı uğraş edinirdim ve çabalamadan bile siler giderdim. Çünkü belki de içten içe hayatın bazı alanlarının benim kontrolümde olmadığını biliyordum. Bu kabullenmişlik bana bir tür sakinlik veriyordu.
Ya da bir yerde şey diyebiliyordum
"Bu benim hayatım değil, şimdilik idare ediyorum"
Ama sonra hayatım değişti…
Evlendim.
Ve fark ettim ki artık insanlara karşı daha tahammülsüzüm. Onları yönlendirmek, bazı şeylerin mutlaka “doğru şekilde” yapılmasını sağlamak istiyorum. Bir bakıma ilişkilerimi kontrol etme çabam arttı. Bu değişim bazen beni korkuttu:
Bir zamanlar genç bir kızken...
Hayatın kontrol edemediğim bir yerinde olduğumu bilirdim. Belki de bu yüzden başkalarına karşı daha sabırlı, daha esnek ve anlayışlı olabiliyordum. İnsanlara uyum sağlayabilmek için kendimi dizginliyordum. Ama sonra bir şey oldu. Büyüdüm, evlendim, rollerim değişti ve içimde bir şey değişti. Sanki bir anda hem daha kırılgan hem de daha talepkâr biri oldum. Bunun adına “şımarmak” demek istemiyorum ama kendime karşı daha hassas ve dikkat isteyen biri haline geldiğimi inkâr edemem.
Sonra bir gün otururken, neden insanları kontrol etmek istediğimi düşündüm. İlk farkındalığım şu oldu bir evin düzenini ben yönetiyordum her şey koyduğum yerdeydi hayatımda ilk defa bana ait olduğunu düşündüğüm bir mekanın içindeydim önceden kendimi insanların kollarına takıp götürdükleri çantalara benzetirdim. İçimi doldurup beni her yere götürebilirlerdi göreceğim insanları ben seçmezdim hatta belki giyeceklerimi bile. Zaten bir süre onay almadan kıyafet bile alamıyordum kendime en doğru kararı vermem gerekir gibi milyon tane fotoğraf atar cevap beklerdim. Şimdi ilk defa kendi kararlarıyla varolan bir insan olarak diğer insanları da kontrol etme çabam gayet makuldü. İşte o zaman kafama dank etti etrafımdaki diğer kadınları düşündüm onları kıranları kırıldıklarını direttiklerini direndiklerini şimdi ben de biraz onlar gibiydim.
İnsanları neden kontrol etmek istiyordum belki de doğruyu yaptırmak için belki hata yapmalarını engellemek için. Ama derinlerde bir yerde başka bir neden daha vardı:
Sevilmek için.
Sevilmeye layık olduğumu hissetmek için.
Sevgiyi korumak ve kaybetmemek için.
Bu farketmeden bir makinanın motoru olup insanları kendime bağlama çabamdan başka bir şey değildi bana bağlansınla, vazgeçilemeyecek, eksilemeyecek ve unutulamayacak bir parça olayım ancak onlar önemli gördüğünde önemli biriydim çünkü.
Bu zavallılığım içimi acıttı ve değişmeye çalışırken buldum kendimi
Salmak, bırakmak, uzaklaşmak değilmiş.
Tam tersine...
Bu, hayata ve insanlara güvenmenin en derin hâliymiş.
Tıpkı kendi düşüncelerimi, kararlarımı yönetebildiğim gibi, başkalarının da kendi yollarını çizebileceğini fark etmekmiş. Doğruyu yapsınlar diye değil, hata da yapsınlar ama kendi sorumluluklarını taşısanlar diyeymiş
Ve belki de bu bırakma hâli…
Sevginin en olgun, en sessiz ve en güçlü koşulsuz biçimi
Yorumlar
Yorum Gönder