Aileler Neden Evlilikten Sonra Değişir?

Evlenmeden önce ailemle aramda hep bir elektrik hattı vardı. Ama bu elektrik, ne yazık ki içimi ısıtan cinsten değildi; daha çok çarpan, sarsan, bazen de nefesimi kesen türdendi. Odamın kapısını çalmadan giren annem, iğneleyici cümleleriyle babam, gün boyu hakkımda kurulan şikayet cümleleriyle dolu bir ev... Sanki evimiz bir tiyatro sahnesiydi ve ben, sürekli yanlış replik söyleyen başrol oyuncusuydum. İçimde kendime dair bir özsaygı usul usul kırpılıp dururdu. Kimse beni anlamıyor gibiydi. Aynı evdeydik, aynı sofradaydık ama içsel bir uzaklık vardı. Onlar dünyada kökse, ben uzayda süzülen bir deliktim. Her zaman böyleydi diyemem, haksızlık etmek istemem. Kalbimi ısıtan anılar da olmadı değil; bir bayram sabahı annemin gözlerindeki ışıltı, babamın nadir de olsa attığı kahkaha... Ama ne bileyim, ben hüzünleri biriktirmişim. O zamanlara dair içimde filizlenen düşünceler, hep bu yalnızlık hissi etrafında dönüp duruyordu.

Sonra evlendim. Ve inanır mısınız, bir gecede ailem başka insanlara dönüştü. Sanki yıllarca içlerinde sakladıkları bir sevgi deposunu patlatıvermişlerdi. “Bir şey olursa anlat, içinde tutma,” dediler. “Bir sıkıntın varsa gel, sen bizim için değerlisin,” dediler. Hayretler içindeydim. Sanki beni senelerce üzmemişler, ben yıllarca bir duvar gibi hissetmemişim gibi. Sanki her işimi kendim halletmeye onlar alıştırmamış gibi, “Bir sorun varsa bize söyle, çözeriz işini,” demezler mi? Madem bu yumuşak, bu anlayışlı yanınız vardı, niye senelerce sakladınız diye bağırasım geldi. Ama bağıramadım. Sadece şaşkınlıkla izledim.

İşin daha da garibi, bu değişim sadece bana özgü değildi. Çevremdeki evli arkadaşlarım da benzer hikâyeler anlatıyordu. Hatta evlenmek için can atan bazıları, evlendikten sonra bir anda “anacı babacı” oluvermişti. Sanki evlilik, aileyle aramızdaki o görünmez tahterevalliyi bir anda tersine çevirmişti. Peki, neydi bu? Ailem neden değişti? Ben neden değiştim?

Bu sorular zihnimde dolanırken, bazı psikolojik okumalar bu süreci biraz anlamamı sağladı.

Evlenmeden önce ailemiz hayatımızın merkezindeydi. Nerede olduğumuz, kiminle konuştuğumuz, ne yaptığımız... Hepsi onların radarındaydı. Ama evlenince, bir anda birey olduğumuz gerçeğiyle yüzleştiler. Yeni bir hayat kurduk; kendi düzenimiz, kendi sınırlarımız var artık. Ve bu yeni dünyada, biz izin vermediğimiz sürece onların pek de söz hakkı yok. Bu da onları merak etmeye itiyor. Artık eve gelen o “önemli yabancılar” gibiyiz. Hatta misafirlere ayrılan o güzel çarşaflar da artık bizim. Hakkımızda bilgi almak için artık bize sormaları, kapımızı çalmaları gerekiyor. Ve çocukları, yani bizler, birden “geri kazanılması gereken” birer hazineye dönüşüyoruz.

Belki de geçmişte yaptıkları bazı şeylerin sende ne izler bıraktığını fark etmeye başlıyorlar. Ama bunu itiraf etmek kolay olmadığı için konuşmak yerine davranışları değişiyor. Telafi etmeye çalışıyorlar. Evlenince araya giren mesafe bu içsel muhasebeyi hızlandırıyor. Yokluğun, varlığını daha kıymetli kılıyor. Tıpkı bir ölünün ardından yalnızca güzel anılarla hatırlanması gibi... Belki de bu, sevgiden çok vicdani bir telafi isteği.

Ama biz de değişiyoruz evlilikle birlikte. O “küçük kız” değiliz artık. Daha güçlü, daha bilinçli, daha sorumluluk sahibi biriyiz. Ve bu yeni halimizle daha eşit bir ilişki kurmak istiyoruz ailemizle. Belki de o yüzden yakınlaşıyoruz. Belki de yorgunuz. Yeni hayat zor, sorumluluk ağır, dünya kalabalık ama yalnız... Ve tanıdık bir yere sığınmak istiyoruz. O ev, bir zamanlar kaçtığımız yer, birden tanıdık bir sığınak gibi görünmeye başlıyor

Neden bu kadar kolayca, hatta isteyerek tekrar aileye yaklaşıyoruz? Çünkü tahterevallinin öteki ucunda bizim geçmişimiz var. Belki de biz, çocukluğumuzdaki o onaylanmamış halimizin gözünün içine bakıp, "Şimdi tamamız" demek istiyoruz. Belki de bu kez sevilmek, bu kez anlaşılmak istiyoruz. Eski yaraları sarma arzusu... Belki de bu kez farklı olur umudu..

Bazı aileler için çocuk, kendi kimliklerinin bir parçası. Sen evden gidince o kimlikte bir boşluk oluşuyor. Bu boşluğu doldurmak için yeni bir bağ kurmak istiyorlar. Seni yeniden hayatlarına entegre etmek... Seni tanımak değil belki ama seni kaybetmemek için.

Eğer bir aile sıkça yargılayan, eleştiren bir yapıdaysa, bunun altında “mükemmel çocuk” arzusu yatabiliyor. Aslına bakarsak bu da bir tür sevgi, ama biraz yamuk, biraz keskin bir sevgi. “Sen bizi temsil ediyorsun,” diyorlar içten içe. Toplumda parlamanı, onların gurur kaynağı olmanı istiyorlar. Ama bu beklenti, birey olarak görmek yerine kendi hayallerinin bir yansıması gibi algılamalarına neden oluyor. Evlenince bu dinamik bozuluyor çünkü artık kendi hikâyeni yazıyorsun, onların senaryosuna bağlı kalmıyorsun.

Evlilik, dış dünyaya bir “başarı” gibi sunuluyor. Sanki “Bak, ben oldum!” deme fırsatı gibi. Aileye dönüp “Başardım,” deme ihtiyacı da bundan belki. Eski onayı şimdi kazanma arzusu..

Bazen eşimiz ailemizi tanıdıkça ortaya çıkan çatışmalar bizi yeniden ailenin avukatı yapıyor. Çünkü “Onlar benim ailem” refleksi devreye giriyor. İçselleştirdiğimiz aile kimliğini sahipleniyoruz. Onların kusurlarını savunurken daha da bağlanıyoruz. Bazen onların geçmişini eşimize dayatıyoruz. O geçmişi onun da anlamasını bekliyoruz. Halbuki onun geldiği yer farklı. Aile ve yeni aile arasında bir çatışma başladığında ve birden başka bir şey gelişiyor: "Seni ancak biz üzeriz" mantığı. Kök ailedeyken yaşanılan çatışmalar bir büyüme dönemi olarak görülürken normal kabul edilirken yeni kurulan ailedeki çatışmalar ailenin müdahil olma ve koruma refleksinin girmesine sebep oluyor örneğin babanla çatışırken karışmayan annen eşinle ettiğin kavgada seni savunmaya başlıyor ve insanda bir dakika ben mağdur muyum savunulması gereken aciz bir durumda mıyım hissiyatı veriyor ve durumun gerçeğinden koparıp uzaklaştırabiliyor. O yüzden insanın geçmişi geleceği ve insan ilişkilerini değerlendirebilmesi çok önemli elbette insanlar dışarıdan bir göz olup bizim göremediğimiz şeyleri görebilirler ancak gördüğümüz şeyleri ve iç dinamiklerimizi bilemezler o yüzden sınır çizebilmek bu bizimle alakalı bir şey diyebilmek ve bu ilişkiyi iki kişiyle sınırlı tutmak daha yardımcı olabiliyor.

Kısacası aileyle ilişki hiçbir zaman siyah beyaz değil. Durumun farkında olup süreci daha makul değerlendirebilmek çok önemli. İlişkiler renkli, güzel fakat çok katmanlı ve bir o kadar da tehlikeli

Madem bu tahteravalliye oturduk bazen dengeyi yakalamaya çalışmaktan çok eğlenmek önemli.



Yorumlar

Popüler Yayınlar