At gitsin

İçimi Dökme Köşemden Merhaba

Bugün bir aydınlanma yaşadım. Bir zamanlar yemek yapmıştım, tencerede biraz artmıştı. İsraf olmasın diye atamadım, “öbür gün yeriz” diyerek dolaba kaldırdım. Sonra bir gün bir şey çıktı, ertesi gün başka bir şey… Zaten temizliği pek sevmeyen biri olarak, o tencereyi zihnimin bir köşesine kaldırmıştım bile.

Dolaptaki o yemek, zamanla bir canavara dönüştü. Dehşete düşüren değişimler geçirirken fark ettim ki iş işten geçmiş. O andan itibaren yapılacak iğrenç işler listemde tencere birinci sıradaydı. "Allah’ım," diyordum, "keşke yok olsa da temizlemek zorunda kalmasam." Temizlemeyi geçtim, kapağını bile açamıyorum korkudan.

Kendime “Ertele,” dedim. “Evdeki tüm işleri hallet, en son buna dön.” Çünkü evimin bu pisliği kaldırabilmek için tertemiz olması gerekiyordu ki telafi edebilsin(!). Perdeler yıkandı, halılar fırçalandı, eşyalar muntazam katlandı… Ama o tenceredeki şey hâlâ oradaydı.

Bugün eşim marketten geldi. Buzdolabının başında homurdanmaya başladı: “Yumurtaları koyacak yer yok!” diyerek, bütün işimin arasında o tencereyi çıkardı. Mutfakta canavar belirmiş gibi oldu.

 Geri koy desem diyemem, ama Allah’ım, ben bunu da temizleyemem!

Yeni ekosistemin kapağını açan eşim bana baktı ve dedi ki:
“Biz bu tencereyle vedalaşalım.”

Adeta kafama bir şimşek çaktı. Atmak! Evet, neden bunu düşünmemişim ki? Neden illa mücadele etmek, kendimi yıpratmak zorunda hissetmişim?

Bu, her şeyi at demek değil elbette ama bazı şeyleri at be kardeşim.
Ruhum ferahladı. Sanki kırk yıllık yükü omuzlarımdan indirdim.
“At,” dedim. “Allah belasını versin beynimde kira vermeden yaşadığı günlerin.”
Say, at, unut.

Tencereyi itinayla poşetten poşete sardık. Evi havalandırdık. Ve onu uğurladık.

Bu da bana bir ders oldu:
Her şeyle mücadele etmek zorunda değilsin.
Bazı şeyleri de…
At gitsin.

Yorumlar

Popüler Yayınlar